Travesti Nazlı’nın Bostancı’da 20 Yıl Önceki Hali

Travesti Nazlı’nın Bostancı’da 20 Yıl Önceki Hali

Travesti Nazlı’nın Bostancı’da 20 Yıl Önceki Hali

İnsan bazen eski bir fotoğrafına bakınca kendisini değil de uzaktan tanıdığı birini görmüş gibi oluyor. Yüz tanıdık, bakış tanıdık, hatta gülüş bile aynı. Fakat saç başka, kıyafet başka, düşünceler başka. Fotoğraftaki insanın o gün neye üzüldüğünü hatırlıyorsunuz ama bugün aynı şeye üzülmeyeceğinizi de biliyorsunuz.

Travesti Nazlı ile Bostancı’da geçirdiğimiz öğleden sonra biraz böyle başladı.

Aslında geçmişi konuşmak gibi bir planımız yoktu. Sahile doğru yürüyüp bir yerde oturacak, kahve içecek ve sonra herkes kendi işine dönecekti. Nazlı’nın çantasından yirmi yıl öncesine ait bir fotoğraf çıkmasaydı muhtemelen gerçekten de öyle olacaktı.

Fotoğrafın arkasında tükenmez kalemle tek bir tarih yazıyordu:

2006.

Nazlı fotoğrafı masanın üzerine bıraktı.

“Beni tanıdın mı?” diye sordu.

Fotoğrafa baktım.

Sonra Nazlı’ya.

Bir daha fotoğrafa baktım.

“Biraz zaman ver.”

Güldü.

“Demek durum o kadar kötü.”

Kötü değildi. Sadece fotoğraftaki kişiyle karşımda oturan Nazlı arasında yirmi yıl vardı ve yirmi yıl, insanın yalnızca görüntüsünü değiştirmiyor.

Fotoğraf Bostancı’da Çekilmişti

Fotoğrafın ilginç tarafı sadece eski olması değildi. Nazlı, görüntünün çekildiği yeri hâlâ hatırlıyordu.

Bostancı.

“Tam olarak neresi?” diye sordum.

Fotoğrafı eline aldı, arka plandaki binalara dikkatlice baktı.

“Buraya yakın bir yer. Ama şimdi bulabilir miyim bilmiyorum.”

Bu cümle yeterli oldu.

Kahve planı iptal edildi.

Yirmi yıl önce çekilmiş bir fotoğrafın aynı noktasını bulmaya çalışacaktık.

Elimizdeki ipuçları çok güçlü değildi:

  • 2006 yılında çekilmiş tek bir fotoğraf,
  • arkada görünen birkaç bina,
  • uzakta seçilen bir tabela,
  • Nazlı’nın yirmi yıllık hafızası,
  • ve “Buralardaydı galiba” şeklinde son derece güvenilir bir tarif.

“Ben O Zaman Çok Farklıydım”

Yürümeye başlamadan önce fotoğrafı biraz daha inceledik. Nazlı’nın saçları bugünkünden tamamen farklıydı. Kaşları inceydi. Üzerinde o dönemin modasını fazlasıyla taşıyan bir ceket vardı.

Fotoğraftaki en dikkat çekici şey ise yüzündeki ifadeydi.

“Niye bu kadar ciddi bakıyorsun?” diye sordum.

Nazlı omuz silkti.

“2006’da gülmek moda değildi herhalde.”

Sonra biraz düşündü.

“Yok, aslında ben kendimi çok ciddiye alıyordum.”

“Şimdi almıyor musun?”

“Şimdi de alıyorum ama eskisi kadar değil. İnsan kendini fazla ciddiye alınca hayat çok yorucu oluyor.”

Fotoğrafı çantasına koymadı. Elinde tutarak yürümeye başladı.

2006’daki Nazlı Bugünkü Nazlı’yı Görse Ne Derdi?

Bu soruyu sorunca birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra:

“İnanmazdı,” dedi.

“Neye?”

“Birçok şeye.”

Biraz daha yürüdük.

“O zamanki ben her şeyi hemen çözmek zorunda olduğumu düşünüyordu. Hayatımı, insanları, kendimi… Sanki 25 yaşına kadar bütün cevapları bulamazsam geç kalacakmışım gibi.”

“Bulabildin mi?”

Güldü.

“Hayır. Ama artık soruların hepsine cevap vermek zorunda olmadığımı öğrendim.”

“Yirmi yaşındayken insan gelecekteki halinin her şeyi çözmüş olacağını düşünüyor. Sonra gelecek geliyor ve sen hâlâ bazı şeyleri anlamaya çalışıyorsun.”

Bostancı’da Fotoğrafın Çekildiği Yeri Aramak

Fotoğraftaki noktayı bulmanın kolay olacağını düşünmüştük.

Olmadı.

Nazlı önce bir sokağın başında durdu.

“Burası olabilir.”

Fotoğrafı kaldırıp çevredeki binalarla karşılaştırdık.

Değildi.

Yaklaşık beş dakika sonra başka bir yere geldik.

“Kesin burası.”

O da değildi.

Üçüncü tahminde artık “kesin” kelimesini kullanmamaya başladı.

Yirmi yılda bazı binalar değişmiş, dükkânlar kapanmış, tabelalar yenilenmişti. Nazlı’nın hatırladığı küçük ayrıntıların bir kısmı artık yoktu.

Fakat ilginç biçimde bazı şeyler hâlâ aynı görünüyordu.

Bir apartmanın girişindeki taşlar.

Bir köşedeki eski ağaç.

Sokağın denize doğru eğimi.

Nazlı bir noktada durdu.

Fotoğrafa baktı.

Sonra karşıya.

“Bekle.”

Aradığımız Yer Gerçekten Orası mıydı?

Fotoğrafın arka tarafında görünen binanın balkonlarına benzeyen bir apartman karşımızdaydı. Binanın rengi değişmişti. Altındaki dükkân da aynı değildi. Fakat balkonların biçimi ve yanındaki dar bina oldukça benziyordu.

Nazlı birkaç adım geri gitti.

Fotoğrafı göz hizasında tuttu.

“Bence burası.”

Bu kez sesi daha sakindi.

Kesin olarak doğrulamanın bir yolu yoktu ama görüntü gerçekten çok benziyordu.

“Aynı yerde tekrar fotoğraf çekelim mi?” diye sordum.

Nazlı önce güldü.

Sonra fotoğraftaki duruşuna baktı.

“Aynı pozu mu vereceğim?”

“Tabii.”

“Hayatta olmaz.”

Yaklaşık otuz saniye sonra aynı pozu vermeye çalışıyordu.

Yirmi Yıl Sonra Aynı Kare

Fotoğrafı çekmeden önce eski görüntüye birkaç kez baktık. Nazlı aynı noktada durmaya çalıştı. Omzunu biraz çevirdi. Fotoğraftaki gibi ciddi bakması gerekiyordu fakat sürekli gülüyordu.

“Gülme.”

“Gülmüyorum.”

“Gülüyorsun.”

“Çünkü çok saçma.”

Sonunda birkaç kare çektik.

Telefon ekranında 2006 ve 2026 fotoğraflarını yan yana koyduk.

Nazlı uzun süre baktı.

“Garip.”

“Ne garip?”

“İkisi de benim ama ikisi de birbirinden çok farklı.”

Bu kez şaka yapmadı.

20 yılda değişenler

Nazlı önce eğlence olsun diye küçük bir liste yapmaya başladı. Sonra liste düşündüğümüzden daha uzun oldu.

  • Saç modeli değişmiş.
  • Giyim tarzı tamamen değişmiş.
  • Bostancı’nın bazı sokakları değişmiş.
  • Telefonlar değişmiş.
  • Arkadaş çevresi değişmiş.
  • Hayattan beklentileri değişmiş.
  • Eskiden önemli gördüğü bazı şeyler artık önemini kaybetmiş.
  • O yıllarda hiç düşünmediği bazı şeyler bugün hayatının parçası olmuş.

Peki Değişmeyen Ne Vardı?

Listeyi bitirdikten sonra bunu sordum.

Nazlı düşünmeye başladı.

“Kahve.”

“Yirmi yılda değişmeyen tek şey kahve mi?”

“Bir dakika düşünüyorum.”

Biraz sonra birkaç madde daha buldu.

Müzik dinlerken hâlâ sesi gereğinden fazla açıyormuş. Hâlâ bir yere erken gitmeyi beceremiyormuş. Çantasına ihtiyacından fazla şey koyma alışkanlığı da değişmemiş.

Sonra:

“Bir de merakım değişmedi,” dedi.

“Nasıl yani?”

“Hâlâ insanların hikâyelerini merak ediyorum. Hâlâ bilmediğim bir sokağa girip sonunda ne olduğunu görmek istiyorum.”

Bu cevabı diğerlerinden daha çok sevdi.

Eski Fotoğraflar Neden Biraz Acımasız?

Nazlı’ya göre eski fotoğrafların kötü bir huyu var: İnsan sadece nasıl göründüğünü değil, o sırada nasıl düşündüğünü de hatırlıyor.

2006 tarihli kareye baktığında o dönem görüştüğü insanları, yaptığı işi, dinlediği şarkıları ve kafasına taktığı küçük meseleleri hatırlıyordu.

Bazı isimleri söyleyip “Bunu nasıl bu kadar önemsemişim?” diye güldü.

Bazı konularda ise hiç gülmedi.

Çünkü yirmi yılın tamamı komik anılardan oluşmuyor.

İnsan bazı insanları kaybediyor. Bazılarıyla yollar ayrılıyor. Bazı hayaller gerçekleşiyor, bazıları ise bir noktada sessizce ortadan kayboluyor.

Travesti Nazlı fotoğrafa yeniden baktı.

“Bu kızın başına gelecek bazı şeyleri bilmesini istemezdim,” dedi.

“Neden?”

“Bilse korkardı.”

Bir süre sustu.

“Ama bazı şeyleri de söylemek isterdim.”

2006’daki Nazlı’ya Tek Cümle Söyleme Hakkı Olsa…

Bu noktada küçük bir oyun oynadık.

2006 yılındaki Nazlı karşımızda olsaydı ve ona yalnızca tek bir cümle söyleme hakkımız olsaydı ne söylerdik?

Nazlı hemen cevap vermedi.

Önce “Her şey güzel olacak” demeyi düşündü.

Sonra vazgeçti.

“Çünkü her şey güzel olmayacak,” dedi. “Bu doğru olmaz.”

“Peki ne söylersin?”

Uzun süre fotoğrafa baktı.

Sonunda:

“Korktuğun şeylerin çoğu düşündüğün kadar büyük değil.”

Sonra cümleyi değiştirdi.

“Yok. Daha iyisi var.”

Bekledim.

“Her şeyi hemen anlamaya çalışma. Bazı cevapların gelmesi gerçekten yirmi yıl sürüyor.”

Bu kez cümleden memnun kaldı.

Bostancı Değişmiş, Nazlı da Değişmiş

Aynı sokakta yirmi yıl arayla çekilmiş iki fotoğrafa baktığınızda yalnızca insanın değişimini görmüyorsunuz. Arka plandaki şehir de yaşlanıyor.

Eski fotoğrafta bulunan bazı tabelalar artık yoktu. Bir dükkân tamamen değişmişti. Arabalar, vitrinler, insanların kıyafetleri bile dönemi ele veriyordu.

Nazlı eski fotoğrafı yakınlaştırıp arka plandaki ayrıntıları tek tek incelemeye başladı.

“Şurada bir yer vardı,” dedi.

“Ne vardı?”

“Hatırlamıyorum.”

“O zaman nereden biliyorsun?”

“Bir şey olduğunu hatırlıyorum. Ne olduğunu hatırlamıyorum.”

Hafıza bazen gerçekten böyle çalışıyor. Mekânı hatırlıyorsunuz ama adını değil. Birinin yüzünü hatırlıyorsunuz ama ismini çıkaramıyorsunuz. Bir şarkının melodisi aklınızda fakat sözleri kaybolmuş.

Fotoğrafı Çantasına Geri Koymadı

Sahile doğru yürürken Nazlı eski fotoğrafı hâlâ elinde taşıyordu.

“Kaybedeceksin,” dedim.

“Yirmi yıldır kaybetmedim.”

Bu cümle birkaç gün önce Moda’da eski bir mektup bulan Asya’nın söyleyebileceği türden bir cümleydi.

Sonunda bir banka oturduk.

Nazlı telefonundaki yeni fotoğrafla eski baskıyı yan yana tuttu.

2006.

2026.

Arada yirmi yıl.

“Hangisini daha çok seviyorsun?” diye sordum.

Fotoğraflara baktı.

“Bugünkünü.”

“Görüntü olarak mı?”

“Hayır.”

Bir süre düşündü.

“Bugünkü halimi tanıyorum.”

İnsan Eski Halini Özler mi?

Nazlı’ya bunu sorduğumda cevabı beklediğimden farklı oldu.

“Yaşımı özlüyorum ama kendimi özlemiyorum.”

Sonra güldü.

“Bu biraz kötü duyuldu.”

Aslında ne demek istediği açıktı. Yirmi yıl önceki enerjisini, bazı insanları ve bazı günleri özlüyordu. Fakat bugünkü düşüncelerini bırakıp tamamen eski haline dönmek istemiyordu.

Çünkü geçmişi uzaktan hatırlamak başka, tekrar yaşamak başka.

İnsan eski fotoğraflarda çoğunlukla güzel anları görüyor. Fotoğrafın çekildiği günün öncesindeki tartışmayı, ertesi sabah yaşanan sıkıntıyı veya o dönem kafasını kurcalayan sorunları kare göstermiyor.

Fotoğraf yalnızca saniyenin küçük bir bölümünü saklıyor.

Geri kalanını hafıza tamamlıyor.

Nazlı’nın fotoğrafa son yorumu

“Eskiden bu fotoğrafa bakıp sadece saçımı ve kıyafetimi görürdüm. Şimdi baktığımda o gün ne kadar çok şeyi bilmediğimi görüyorum. Galiba yaş almak biraz da bilmediklerinden korkmamayı öğrenmek.”

Bostancı’da 20 Yıl Sonra Aynı Yerden Geçmek

Akşam yaklaşırken başladığımız yere doğru yürümeye başladık. Başta yalnızca kahve içmek için buluşmuştuk. Sonra eski bir fotoğraf çıktı ve kendimizi Bostancı sokaklarında yirmi yıl önce çekilmiş bir karenin peşinden giderken bulduk.

Fotoğrafın çekildiği noktayı yüzde yüz bulduğumuzdan hâlâ emin değiliz.

Belki doğru yerdi.

Belki bir sokak yanındaydı.

Fakat bir süre sonra bunun çok da önemli olmadığını fark ettik.

Asıl ilginç olan aynı yerde durmak değil, aynı insanın yirmi yıl sonra o fotoğrafa nasıl baktığıydı.

Nazlı eski fotoğrafı sonunda çantasına koydu.

Bu kez dikkatlice.

“20 Yıl Sonra Bir Daha Yapalım”

Ayrılmadan önce telefonundaki yeni fotoğrafı tekrar açtı.

“Bunu saklayacağım.”

“Neden?”

“2046’da tekrar geliriz.”

“Yirmi yıl sonraya mı randevu veriyorsun?”

“Evet.”

“Saati de belirleyelim mi?”

“Abartma.”

Sonra telefonunu çantasına koydu.

Birkaç adım yürüdükten sonra geri dönüp ekledi:

“Ama fotoğrafı kaybetme.”

Bu kez yeni fotoğraf bende değildi.

“Fotoğraf sende.”

Durdu.

“Doğru.”

Yirmi yıl insanı değiştirebiliyor.

Bazı şeyleri ise belli ki hiç değiştirmiyor.